Bir Dükkânı Beklemek

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“... elimde filmler, cebimde kırıntılarla dolaşmasam, ben kendimin masal kuşu olmaktan, kendi yolumu kendime kaybettirmekten kurtulur muyum?”

Uğur Nazlıcan ilk kitabı “Bir Dükkânı Beklemek”te zorlamasız, etkileyici, farklı bir anlatı sunmayı başarıyor.Hansel ve Gretel’den Van Gogh’a, Siyah Kalem’den Binbir Gece’ye çağrışımlarla örülü on dört öyküden oluşan kitap, daha ilk cümleden yakalıyor okuru.

Düşünülenle olanın, gerçekle rüyanın, asılla suretin, geçmişle geleceğin birbirine erdiği, birbirinde eridiği anları yakalıyor Nazlıcan, ışıkla gölgenin kesiştiği yerde tek bir varlığın parçalanmış suretleri olan şeylerin öykülerini anlatıyor.

“Aklımda çay demlemek vardı ama demleyeceğim çayı karşımda oturan çıraklığımın beğenmeme ihtimalinden korkuyordum. Çıraklığım karşısında kalfalığımın çayına güvenmiyordum. Belki şimdi burada ustalığım olsa, onun demleyeceği çayı her ikimiz de beğenirdik. Ama ustalığımın burada olmasından da korkuyordum; daha doğrusu,ustalığımın demleyeceği çayı çıraklığımın beğenmesinden ve devamında ustalığımla çıraklığım arasında doğacak şefkatten pay alamamaktan, ayrı düşmekten korkuyordum.”

Arada sönen cılız bir sokak lambası ışığının aydınlattığı dünya, durmadan yağan karın altında usul usul yitmekteydi.

Duvarın dibine çökmüştüm saatlerdir. Başımı, ileri doğru uzattığım ön ayaklarımın üstüne koymuş, karşı kaldırımda karla kaplanmakta olan lacivert arabayı izliyordum. Sağ kalçamda tüylerimin döküldüğü, kıpkırmızı, çıplak bir yaranın göründüğü yer ince ince titriyordu. Sokağın diğer ucundan bana doğru yaklaşmakta olan uzun, zarif karaltıyı fark edince hemen ön ayaklarımın üstünde doğruldum, kulaklarımı belli belirsiz diktim. Karaltı, hiç acele etmeden, siyah paltosunun yakalarını kaldırmış, uzun, zarif bir adama dönüştü. Heyecanla ayağa kalkıp kuyruğumu küçük küçük sallamaya başladım, kalçamdaki yaranın seğirmesi bile durmuştu şimdi. Adam birkaç adım ötemde durdu, paltosunun iç cebinden sigara paketini çıkardı, ağzının kenarına iliştirdiği sigarasını birkaç kez çaktığı çakmağıyla yaktı. Belki kardan ıslanmaması, belki de elini ısıtması için avcunun içinde saklayarak içtiği sigarasından birkaç nefes aldı arka arkaya, sonra sigarasını atıp ayağının ucuyla karın içine itti. Önümden geçip lacivert arabaya doğru yürüdü. İleri doğru bir iki adım attım. Arabanın önünden geçip kaldırıma çıktı, sokağın içine doğru yürümeye devam etti. Beni ve arabayı fark etmemişti; ihtimal, babam değildi. Kulaklarım düştü, eski bir alışkanlıkla avcumun içinde saklayarak içtiğim sigaramdan arka arkaya birkaç nefes aldım, sonra sigarayı yere atıp ayağımın ucuyla karın içine ittim, duvarın dibine geri döndüm.

Yakalarını kaldırdığım siyah paltomun eteklerini topladım, duvarın dibine çömeldim. Başımı ileri doğru uzatıp çenemi kollarıma dayadım, durmadan yağan karın, az önce önümden geçip sokağın içine doğru yürüyen köpeğin ardında bıraktığı kan lekelerini yavaş yavaş kapatmasını izlemeye devam ettim. Bir süre sonra yerde kan lekelerinin olmadığını fark ettim; az önceki izler karda mıydı, aklımda mıydı, zamanın geride kalan bir parçasında mıydı, bir türlü hatırlayamıyordum. Hatırlamak için mi acaba, doğruldum. Sağ ayağımı peşimden sürükleyerek ileri doğru birkaç adım attım. Zaten zayıf olan sağ ayağımı yerden kaldıramıyordum şimdi, iyice uyuşmuştu. Sokak lambasının altında durdum bir süre, karanlık sokağın içine doğru baktım. Kar ve karanlık sokağın iki ucunda birikiyor, biriktikçe yükseliyor, yükseliyordu; dibinde benim olduğum bir çukura dönüşüyordu dünya. Sokak lambasının yere doğru genişleyen ışığı söndükçe duran kar, lambanın her yanışında, biraz daha hızlanarak, yeniden yağmaya başlıyordu. Sokağın karanlığıyla lambanın halesinin sınırına doğru yürüdüm yavaş yavaş. Lambanın cılız halesinden çıkmadan önce durdum. Paltomun iç cebinden sigara paketini çıkardım, birkaç kez çaktığım çakmağımla ağzımın kenarına iliştirdiğim sigaramı yaktım. Bir adım atıp sokağın karanlığına girdim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.