Cennetten Mahşere - Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

İSTANBUL, 1914. Savaşın patlak vermesine sadece birkaç gün vardır. Bir zamanların kudretli Osmanlı İmparatorluğu, tecrübeleri sınırlı yeniyetmelerin elinde ve tek başına kalmıştır. İmparatorluğun Avrupa’daki eski konumuna kavuşmasını isteyen ve bütün diğer çareleri tüketmiş Türk nazırlar muhtemel son hamiye yönelerek Almanya’yla gizli bir ittifaka girerler.

Ortadoğu’da savaş, Kitabı Mukaddes’e göre cennetin bulunduğu yere bir saldırıyla başlamış ve mahşerin yaşanacağı söylenen yerde sona ermiştir. Bu hikâyenin tamamı tek ve eksiksiz bir kitapta sunuluyor: “Cennetten Mahşere”. Mezopotamya’da şimdiki Irak’ın kurulmasına yol açacak muharebe; Kafkasya’da toprak kazanma kavgası;başarısızlığa mahkûm Gelibolu harekâtı; Osmanlı İmparatorluğu’nun çöktüğü Filistin’deki son perde.

Ve bu savaşın mirası, sonraki kuşaklar boyunca tüm dünya ilişkilerini şekillendirecektir…

Savaşa Giden Yol

Osmanlı İmparatorluğu dünya ilişkilerinde 500 yılı aşkın bir süre başat bir güç oldu. Gücünün doruğundayken üç kıtaya yayılan toprakları Basra Körfezi’nden şimdiki Cezayir’e, Avusturya sınırından doğuda Hazar Denizi’ne ve güneyde Sudan’a kadar uzanmaktaydı. Ancak 19. yüzyılın başlarında nihai çöküş başladı. Bâbıâli sözde egemen olduğu Kuzey Afrika eyaletlerindeki denetimini çoktan yitirmiş ve Balkanlar’daki Avrupa topraklarının kalıntısı üzerindeki hâkimiyeti büyük ölçüde 17. yüzyılın sonlarından beri amansız düşmanı olan ve 1917’de yıkılana kadar öyle kalan Rusya’nın çabaları yüzünden gevşemiş durumdaydı.

Rusya kendine biçtiği Hıristiyanlığın savunucusu statüsünden dolayı Balkanlar’da hesaba katılması gereken bir güçtü; bu rolü Bizans’ın 29 Mayıs 1453’teki düşüşünün ardından üstlenmişti. Türklerin güçlü din propagandasına rağmen Balkan eyaletlerindeki nüfusun üçte ikisi hâlâ Hıristiyan’dı ve Ruslar için işlemeye yeter bir kitle sağlamaktaydı. Alevlenen ayrılık eğilimi düzenli aralıklarla az çok bastırıldıysa da, 1875’te her bakımdan daha ciddi bir durum şekillenmeye başladı.

O sırada Osmanlı İmparatorluğu büyük ölçüde Sanayi Devrimi sürecinin dışında kalması ve dış ödemeler dengesi faciasıyla karşılaşması yüzünden4 Avrupa bankalarına 200 milyon sterlin kadar borçlanmıştı. Borçların itfası ve faizi 12 milyon sterline, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının yarısına ulaştı. Böyle bir meblağı bulmaktan uzak olan Bâbıâli, yükümlerini yerine getiremez duruma düştü.6 Bu da haliyle kredi kaynaklarının hemen kesilmesine yol açtı ve paraya sıkışan maliye idaresi umutsuz bir girişimle yeni ağır vergiler koydu. Asıl vergi yükü zaten gelirlerinin en az yüzde 40’ından yoksun kalan gayrimüslimlerin sırtındaydı; yeni talepler bunu daha da ağırlaştırdı ve Ruslar ortaya çıkan huzursuzluktan istifade etmekte gecikmediler.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.