Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Bir sancağım olmalı!”
İktidar, akılla yönetilen delilik... Ceza memuru Emin oğlu Yakup, sıradan görevinden alınarak atandığı elçilik makamında “iktidar olmak”la ilgili mesai harcayacak, bu yolculukta, kendi içinde yepyeni ve acımasız kuvvetler bulacaktır: Bütün bir dünyanın yeniden ve iktidarı için düzenlenmesi adına bulanık zihni, dolaşık dili ve kudreti kendinden menkul sancağıyla işe koyulan Elçi Yakup, sınırları durmadan genişleyen ve hayatların bütününe etki eden bu kuvvetlerle baştan çıkmış bir halde, adım adım kusursuzlukla dolu bir sona doğru yürüyecektir.

Karanlığın koyulduğu yerden anlatıyor Hüseyin Kıran; dil ustalıkla eğilip bükülürken beliren kararsız gölgeler, o meçhul zamanları ve coğrafyaları aşina olduğumuz resimlere dönüştürüyor.

Yürüdüğüm yolları indime aldım. Uzaktaki dağları indime aldım. Ovayı, o bitek sulak kötü efendilerin elinde kalmış arazileri ve halkıyla bütün orayı indime aldım. Kayıt ettim. Bilinen her yer Elçi Yakup’un tapulu malı. Kayıt edilsin; edildi. Kral Yakup üstüne geçirildi.

Eksik olan elbette tamamlanacaktır. Eksik olanı tamamlayacak olan, kendisi tamam olandır. Eksiksiz tespit, ancak tamam’ı bilmekle mümkün. Yürüdüm.

Görevimi yerine getirirken, ki titizlenirdim, aksileşmeden, dakik ve sessiz, iki görevliyle ilişkide bulunmam lazım geliyor. Çağrılan ismi kulağıma doğru eğilerek, tam fısıldamak değil de fakat açık seçik de değil, sadece benim duyabileceğim biçimde söyleyen Kapı Zabiti’nin bu gizliliğinin nedenini anlamış değilim. Bence bu gizli bilgi değil, çünkü isim çağrıldıktan sonra herkesin gözü önünde götürülüyor yargılama yerine. Dolayısıyla sadece ben ona ulaşana dek gizli kalıyor, geçici gizli bilgiden söz edilebilir ancak, ki madem geçici, neden gizli, hiç bilemiyorum.

Belki şu; ben çağrılan şahsa ulaşana dek, çağrılacağı bilgisi şahsa ulaşmasın diyedir. Böylece çağrı henüz şahsın kendisine ulaşmadan kaçıvermesinin önüne geçilir. Bu akla yakın açıklamanın açığı şu ki, gerçekte kasaba ahalisi etrafı kalın bir duvarla çevrili kalenin içinde yaşıyor. İçeri girmek kadar dışarı çıkmak da zor ve bu du­rum, bilginin gizli tutulmasının olası tek anlamını anlamsız kılıyor; anlamıyorum.

Görevimi yaparken temasta bulunacağım ikinci kişi, getirdiğim ismi, tüm kasaba sakinlerinin kayıtlı olduğu resmî defterden bul­mak ve adresi bana bildirmekle mükellefti.

Defter Zabiti diye hitap edilen beyefendinin işinin benimkinden bile yüksek bir dikkat ve titizlik gerektirdiği apaçıktı. Kasaba ka­yıt defterini yönetmek gibi önemli bir görevin gerektirdiği bütün vakar ve dirayet beyefendide bulunuyordu, fazlasıyla kuşkusuzdu doğrusu.

Defter, iki ulu meydan çınarının gölgesiyle yetinilmeyerek dikili dört sırığa tente gerilerek elde edilmiş; gerçi elde edilen bir şey yok­tu; oluşturulmuş bir gölgeden bahsedilecekse gölge, elde edilen bir şey olmasa gerekti, gölgeden bahsetmek bile yersiz kaçabilir, çünkü nihayetinde tentenin güneşi kesmesi, güneşin etkisinin kırılmasıdır amaç, yoksa bir insanın ya da ağacın gölgesinin bir duvara ya da yere vurması gibi bir gölgeden ve etkisinden söz ediyoruz, ki gölge sadece oluşur aslında, kendini bir yere vurmaz –hayır, canı acıya­cağından değil ve fakat bunu bile bilmiyoruz aslında– dolayısıyla ortada ne gölge var kelimenin tam anlamıyla ne de elde edilebilirliği. Fakat tentenin altında oluşan serinlikten ve korunaklı alan gibi bir durumdan konuşmak da lafı dolandırmak olur ancak.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.