Düş Gezgini - Sör Benfro’nun Şarkısı 1

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

İkiz Krallığın büyük şehirlerinin çok uzağında, Errol adında bir çocuk dünyada yolunu bulmaya çalışmaktadır. Arkadaşları tarafından dışlanan, köydeki kimseye benzemeyen ve babasını hiç tanımamış olan Errol, yakında kendisi gibi dışlanmış Martha’yla tanışacağından ve bütün hayatının değişeceğinden habersizdir.

Ormanın derinliklerinde gizlenen bir ejderha köyünde ise, yüzyıllardır dünyaya gelmiş ilk erkek ejderha olan Benfro yetişkinliğe adım atmak üzeredir. Kendi türünün insanlardan neden saklandığı ve babasının neden uzaklarda olduğu gibi sorular kafasını kurcalasa da, Benfro’nun aklında daha çok yakında öğrenmeye başlayacağı büyüler vardır.

İkiz Krallığın kaderinin ve insanlarla ejderhaların geleceğinin bu iki kahramanın elinde olduğunu henüz kendileri dahil kimse bilmemektedir.

“Düş Gezgini”, elinizden bırakamayacağınız yeni bir fantastik serinin, “Sir Benfro’nun Şarkısı”nın ilk kitabı. 

Rüzgâr ağaçları savaş gibi kasıp kavuruyor, perişan dallarda kalan son yaprakları da koparıp patikanın karşı tarafına savuruyordu. Yağmur yüklü bulutlar hızla sürükleniyor, yıldızlarla beneklenmiş karanlık gece göğünden parçalar bir görünüp bir kayboluyordu. Atlı yük arabasının önündeki kapalı fenerin zayıf alevinden yola sönük bir ışık vuruyordu. Arada sırada şiddetli bir sağanak yeri dövüyor, sertleşmiş toprağı kısa ömürlü bir çılgınlık nöbetiyle köpürtüyor, arabayı bitkince çeken atları ürkütüyordu.

Peder Gideon ürperdi, tek eliyle pelerinini boynuna sıkıca sarıp diğer eliyle dizginleri nazikçe çekti. Atlara sakinleştirici sözler fısıldayıp hayvanları rahatlatmaya çalıştıysa da rüzgâr sözlerini alıp götürdü, söyledikleri korkunun eşiğinde ileri geri seğirip duran dikilmiş kulaklara erişemedi. Karanlıkta mesafeyi kestirmek zor, arabayı bu kötü fırtınada ne kadar zamandır sürdüğünü tahmin etmek imkânsızdı, ama varacağı yerin fazla uzakta olmadığından da epeyce emindi. Arka taraftan gelen acılı, boğuk bir hıçkırık ona bu berbat havada şatoda, manastırın yemekhanesinde yanan büyük ateşin karşısında oturup bir kupa birayla bir kâse yahninin tadını çıkarmak varken neden dışarıda olduğunu hatırlattı.

Peder Gideon sırılsıklam brandayı aralayıp arabanın içine baktı. Tek bir gaz lambası, patikada dönen tekerleklerin ritmiyle öne arkaya sallanarak, arabanın içini titrek sarı ışığıyla aydınlatıyordu. Etrafı battaniyeler ve minderlerle sarılmış Prenses arabanın ortasında uyuyordu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.