Güneş Yalnız Dirileri Isıtır- Oktay Rifat’ın Şiirleri Üzerine

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Alphan Akgül, “Güneş Yalnız Dirileri Isıtır”da Oktay Rifat’ın şiirlerini anlamaya basit ama anlamlı bir soruyla başlıyor: İnsan nasıl düşünür? Bulduğu ilk yanıt: “Benzetme ve kıyas yaparak!” İster ilkel ister modern çağlarda olsun, insan benzetme ve kıyas yapar, varlıkları sınıflandırır. Oktay Rifat’ın şiirlerinin ağırlık merkezi de işte burasıdır: Güneş kimi zaman bir tanrı, kimi zaman bir hükümdar, kimi zaman da sadece güneştir ama bir bisiklet tekerine, bir şamdana, bir köpeğe benzeyen bir güneş...

Kitap, Oktay Rifat’ın bir dizesinden gelen adından da anlaşılacağı gibi, şairin benzetme ve çağrışım yapma ilkesinin maddi bir temele dayandığını öne sürüyor. Öte yandan, benzetme yapmanın insanın gizem üretme tutkusunu dışarıda bırakmadığını da vurguluyor: Her sabah güneşe uyanırız – o hâlâ yalnız dirileri ısıtan güneştir, ama zihnimizin dehlizlerinde yepyeni anlamlara bürünen bir güneş..

Alphan Akgül, Oktay Rifat’ın şiirlerini incelerken, bir yandan da şiiri ortaya çıkaran düşünce tarzını yakalamayı hedefliyor; bir bakıma “şiir felsefesi” yapmaya çalışıyor.

Şairlerin sözcüklerle kurduğu tutkulu ilişki, onların şiir üslubunu anlamamız için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bir ressamın belirli renkleri ya da bir müzisyenin belirli sesleri ısrarla kullanması gibi, bazı şairler de belirli sözcüklere bağlanabilir. Onların bu ısrarı sayesinde sözcükler farklı anlam bağıntıları içinde yeni çağrışımlara kavuşabilir. Bir şair sınırlı bir söz dağarcığını tercih edebilir. Bu ilk bakışta şairin kısır bir anlam dünyasına sahip olduğunu düşündürebilir. Ama bu şair bir sözcüğü her seferinde başka bir düşünce evrenini işaret edecek şekilde kullanıyorsa, onun bu yöntemle anlam dünyamızı derinleştirdiğini fark ederiz. Böyle bir üslupla karşılaştığımızda şunu hatırlamamız gerekir: Her yerde aynı sözcüğü görebiliriz ama bu sözcüklerin her biri farklı bir işleve sahip olabilir. Bu da bir şiiri çözümlerken ne kadar kaygan bir zeminde olduğumuzu gösterir. Oktay Rifat’ın şiirleri böyle bir üslup için uygun bir örnektir. Onun “güneş” sözcüğünü aşırı sıklıkta ve farklı bağlamlar içinde kullanması eleştirmenleri tedirgin edecek türdendir. Bu tarz şiirler karşısında ne yapmalıyız? İçinde güneş sözcüğü geçen her şiir üzerine özgün bir yorum geliştirmek gerekli ama tasvirî bir çalışma olurdu. Oysa Oktay Rifat’ın şiirlerini anlamak için bundan fazlasına ihtiyacımız var. Eğer edebiyat eleştirisinin bilimsel bir pratik olduğunu iddia ediyorsak, şairin sık kullandığı güneş sözcüğüne odaklanmalı ve karşımıza çıkan örüntüyü kavramsal bir tartışmaya açmalıyız.

Şiir sanatında her sözcüğün bir imaj olduğunu söyleyebiliriz. Oktay Rifat da şiirlerinde güneşi bir imaj olarak farklı türdeki benzetmelerin bir yapıtaşı olarak kullanır. Bu çalışmada Oktay Rifat’ın şiirlerinde kullandığı güneş mecazlarına odaklanırken güneşin her bir benzetmede nasıl yeni anlam bağıntıları kazandığını göstereceğiz. Bunlardan en çarpıcı olanı şiiri mitik düşünceye yaklaştıran bir mecaz tarzıdır. Buna göre şair nesne ve olgular arasında bir analoji kurar ama sanki birbirine benzeyen şeyler aynıymış gibi davranır; yani benzeyen ile kendisine benzetileni birleştirir. Başka bir ifadeyle, Oktay Rifat’ın bu tür şiirlerinde bir üslup olarak “özdeşlik”in (identicalness) benimsendiğini söyleyebiliriz. Tabii bu da beni düşündürüyor. Şair, nesne ve olgularla bildik mecazlar yapmak yerine neden onlar arasındaki özdeşliklere odaklanıyor? Bu soruyu anlamlı kılan şudur: Özdeşlik, metafor ve diğer teşbih türlerinden farklıdır. Çünkü böyle bir mecaz yaptığımızda nesne ve olguların birbirine benzediğini değil, onların aynı olduğunu söylemiş oluruz. Yani Oktay Rifat’ın bazı şiirlerinde, birbirine özdeş nesne ve olguların var olduğu kurmaca bir dünya ile karşılaşıyoruz. Özdeşlik, “A” ile “B”nin aynı olduğunu iddia etmektir; yani “A”, “B”dir formülü bize bir özdeşliği gösterir. Oysa bir metafor yaptığımızda basit bir şekilde “A”nın “B” olduğunu iddia etmiş olmayız. Metaforu bilişsel dilbilim açısından irdeleyen Charles O. Hartman, metaforun “A gerçekten de B’dir” gibi bir iddiaya indirgenemeyeceğini belirtir. Ona göre metafor böyle bir önerme sunsaydı, o zaman onun bir tür yalan olduğunu söylemek zorunda kalırdık. Oysa şairlerin bu tip özdeşlikler kurarken -mış gibi yaptıklarını ve varlıklar arasında eğreti, yani geçici benzerlikler bulup sergilediklerini biliyoruz. Bu nedenle bir metafor yaptığımızda, “A”nın bir özelliği ile “B”nin bir özelliği arasında bir analoji yapmış oluruz; yani zaten onların ayrı varlıklar olduğunu biliyoruzdur. Bu da metaforun “A, B”dir yerine, “A / B eşittir C / D” formülüne dayandığını gösterir; çünkü yaptığımız işlem, “A”nın bir özelliğini (B), “C”nin bir özelliğine (D) benzetmektir. Oysa Oktay Rifat’ın şiirlerinde “A”yı gerçekten de “B”ymiş gibi sunan özdeşliklere rastlıyoruz. Bu nasıl olabilir?

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.