Kemik Haritası

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tüm renklerin solduğu ümitsiz bir dünyada
kalbinde filizlenen bir tohum, tek ümidin olsaydı
ve
en büyük korkularını alt edecek
bir kuvvet bulsaydın içinde...
Kime giderdin? Nereden başlardın?

 Ateş Vaazı üçlemesi serinin ikinci kitabı Kemik Haritası’yla soluksuz devam ediyor.

İnsanoğlu kendi eliyle getirdiği kıyametin ardından Ortaçağ koşullarına dönmüştür. Bu karanlık çağda mutasyonla doğan Omegalar, fiziksel olarak kusursuz Alfa ikizlerinin baskısında, yok olma eşiğinde güçlükle yaşamaktadırlar. Kardeşinden gördüğü düşmanca tutuma rağmen kardeşliğe ve insanlığa olan ümidini canlı tutan Cass, karanlığa karşı başlatılan büyük savaşta doğaüstü güçlerinin de yardımıyla en ön safta yer alır.

Francesca Haig’in mükemmellik saplantısına tuttuğu bir ayna olarak görülebilecek roman, ötekileştirme ve kendinden olmayanın yaşam hakkı üzerine derin bir tartışma açan, her yaşa hitap eden yüksek tempolu bir anlatı.

"Haig’in tüm ayrıntıları ve renkleriyle anlattığı bu kıyamet sonrası hikâye “öteki”nin kim olduğu sorusunu da yeniden gözden geçirmemizi sağlıyor." Washington Post

Batık Kıyılar’a giden yolun yarısında, Zoe ovaların kenarındaki bir güvenli yere götürdü bizi. Kulübede, açık bırakılan kapının çarpmasına neden olan rüzgâr dışında hareket eden hiçbir şey yoktu.
“Kaçtılar mı, yoksa kaçırıldılar mı?” diye sordum boş odalarda gezinirken.
“Her ne olduysa, aceleyle çıkmışlar” dedi Zoe. Mutfak zemininde paramparça olmuş bir sürahi vardı. Masada kadifemsi yeşil bir küfle kaplanmış iki kirli kâse vardı.
Piper kapı mandalını incelemek için eğilmişti. “Kapı dışarıdan tekmelenerek açılmış.” Ayağa kalktı. “Buradan hemen gitmemiz gerek.”
Kapalı bir yerde uyumaya can atıyor olsam da, tozun tüm sesleri boğduğu o odalardan ayrıldığıma memnundum. Ta eve kadar gelen uzun otların arasına doğru çekilip ancak tüm gün ve gecenin yarısı boyunca yürüdükten sonra kamp kurduk.
Piper ve ben ateş yakarken, Zoe de önceki gün yakaladığı tavşanın üzerine eğilmiş, derisini yüzüyordu.
“Düşündüğümüzden de kötü” dedi Piper öne eğilip ürkek alevlere doğru üflerken. “Ağın yarısına sızmış olmalılar.”
Gördüğümüz ilk harap olmuş güvenli yer değildi bu. Hangara giderken karşımıza, hâlâ dumanı tüten kararmış kirişlerinden başka bir şeyi kalmamış güvenli bir yer daha çıkmıştı. Meclis adadan tutsaklar almıştı ve direnişin sırlarını zorla öğreniyordu onlardan.
Zoe ve Piper bildiklerimizi değerlendirirken ben sessiz sessiz oturdum. Beni sohbetlerinden dışladıklarından değildi – daha çok konuşmalarının ikisinin de bildiği ama benim hiç karşıma çıkmamış olan kişiler, yerler ve olaylara dair kısa referanslarla dolu olmasındandı.
“Evan’ın oradan geçmenin bir anlamı yok” dedi Piper. “Hannah’yı canlı ele geçirmişlerse ona da ulaşmışlardır.”
Zoe tavşandan başını kaldırmadı. Hayvanın sırtını gerip bir eliyle arka ayaklarını kavradı ve bıçağıyla, açığa çıkan beyaz kürkü boyunca bir kesik açtı. Tavşanın midesi, birbirinden ayrılan iki el gibi açıldı.
“Önce Jess’i almamışlar mıdır?” dedi.
“Hayır. O Hannah’yla hiç doğrudan iletişim kurmadı – güvende olmalı. Ama Evan, Hannah’nın kontağıydı. Hannah ele geçirilmişse, Evan’ın da işi bitmiştir.”
Anakaradaki direniş ağı sandığımdan daha geniş ve çapraşıktı. Başka kaç güvenli yerin mandalı parçalanmış kapısı boş odalara doğru savruluyordu şimdi? Ağ, her biri bütünü çözme tehlikesi yaratan, gevşek iplerle dolu yün bir kazak gibiydi.
“Hannah’nın ne kadar dayandığına bağlı” dedi Zoe. “Ona kaçması için zaman kazandırmış olabilir. Julia onu aldıklarında üç gün dayanmıştı.”
“Hannah, Julia kadar güçlü değil – o kadar dayanmış olduğunu varsayamayız.”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.