Sevgililer Çağı - Erken Modern Osmanlı-Avrupa Kültürü ve Toplumunda Aşk ve Sevgili

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Osmanlı aşk şiiri konusunda bilinen pek çok şeye rağmen, bu aşk şiirini üretenlerin ve tüketenlerin aslında nasıl bir kültür, ne gibi toplumsal koşullar ve ne tür bir duygusal ortam içinde âşık oldukları hakkında bildiklerimiz şaşılacak kadar azdır.

Walter G. Andrews ile Mehmet Kalpaklı’nın ortak çalışması, 15. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına uzanan dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun kentlerinde ve özellikle de İstanbul’da, bu uzun 16. yüzyılın, aşkın ve sevgililerin çağı olduğunu ileri sürüyor. Bu çağın sadece Osmanlı’ya, Doğu’ya ya da İslama özgü olmadığını, geç Rönesans Avrupası’ndan seçilmiş örneklerle sergiliyor.

“Sevgililer Çağı”, androjen olarak nitelendirdiği Osmanlı şiirinin hassas alanlarında gezinirken, Osmanlı aşk kültürünün estetik ve sanatsal olmasının yanı sıra siyasal, dinamik ve tarihsel de olduğu; aşkın, cinselliğin ve şiirin, hayatın diğer endişelerinden ayrı bir alanda durmadığı düşüncesinin zemininde kendini sunuyor.

“Okuması eğlenceli harika ve cesur bir kitap… Cinsellik, ruhanilik, siyaset ve iktidarın kesişiminde âşık ile sevgilinin harikulade anlatısı… Muhteşem.” - Orhan Pamuk

""Sevgililer Çağı" hem bir hazine hem bir başyapıt. Nefes kesen boyutta özgün araştırmaya dayanarak, davetkâr ve etkileyici bir üslupla çok güzel kaleme alınmış. Bu kitap, Osmanlı edebiyatının dünya edebiyatı klasiklerinin arasına girmesi için verilen ömürlük bir çabanın meyvesi." - Victoria Holbrook, “Aşkın Okunamaz Kıyıları” kitabının yazarı

Avrupa tarihçileri 15. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına uzanan dönemden uzun 16. yüzyıl diye söz ederler.

Bu dönem, aynı zamanda, merkezi kuşkusuz İstanbul olan Osmanlı Türk kültürünün de Ortadoğu’da ve Güneydoğu Avrupa’da kök saldığı ve yerleştiği dönemdir. Bu dönemin tarihi, geçmişin ve bugünün tarihçilerinden bize aktarıldığı kadarıyla, Osmanlı’nın askeri gücü, imparatorluğun kat kat büyümesi, 20. yüzyılın başlarına dek geniş bir bölgeye hükmedecek bir idari sistemin ve ekonominin gelişmesi etrafında yoğunlaşır. Osmanlı gücünün ve nüfuzunun artması, elbette, sanatta, edebiyatta ve mimaride eş zamanlı görülen açılmaya ilişkin göndermelerle birlikte ele alınır. Sanatsal objeler, anıtlar ve edebi yapıtlar çoğu kez detaylıca anlatılır. Mesela Osmanlılar için edebiyat sanatında önce şiirin geldiğini, şiirin de neredeyse tamamen aşk şiiri olduğunu öğreniriz. Söz edilen şiirin Arapça ve Farsça edebiyattan türediğini, karmaşık retorik yapısını, geleneksel hikâyelere, mecazlara ve tasavvufa yaptığı bin bir türlü göndermeyi öğreniriz. Osmanlı aşk şiiri konusunda pek çok şey biliriz; ama Osmanlı’da aşk şiirini üretenlerin ve tüketenlerin aslında nasıl bir kültür, ne gibi toplumsal koşullar ve ne tür bir duygusal ortam içinde âşık oldukları hakkında bildiklerimiz şaşırılacak kadar azdır. Bu durumun doğurduğu sonuçlardan biri Osmanlıların bize epey yabancı kalmaya başlamasıdır: Onların daha barbar halkların daha başarılı olduğu konularda (savaşta) daha iyi; uygar halkların, hatta pek yabancı uygar halkların, yaptıkları şeylerde (kültür) o kadar iyi olmadıkları yanılgısına düşeriz.

Osmanlıların kendi tutkularını sanat ile ifade etmekte tuhaf bir şekilde yaratıcılıktan uzak oldukları, onlar için Acemlerin tutkularından geri kalanın üzerinde biraz oynamanın kâfi geldiği, arada bir de maziden kalan bu şiire Doğu’nun şiirdeki son modasından aldıklarıyla birkaç şaşırtmaca ve soluk bir yaşam belirtisi kattıkları yanlış izlenimine kapılmak için biraz kitap karıştırmak yetecektir. Bu izlenim epey köklü, saygın ve sıkça tekrarlanmış olmakla birlikte, biz doğru olmadığını ve yanlış yönlendirmeye açık olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncemizi öyle çok yerde dile getirdik ki Osmanlı şiirini savunmak için daha fazla söz sarf etmek niyetinde değiliz. Öte yandan, bu yanılgının halen devam etmesinin altında yatan sebepler bizim yapacağımız işle epey ilişkilidir; o yüzden bu giriş bölümünde bunlardan bir miktar bahsedeceğiz. Kitabın geri kalanında ise herhangi bir şeyin müdafaasından kaçınılarak neler olup bittiği hakkındaki düşüncelerimize yön veren deliller ortaya konulacaktır. Sunacağımız delillerin açık görüşlü okurları Osmanlı kültüründen ve şiirinden öğrenilecek özgün bir şeyin varlığına ve bunun hakkında geniş bilgimiz olan kültürlerin ve tarihlerin bile şaşırtıcı boyutlarına gözlerimizi açabilecek bir şey olduğuna ikna edeceğine inanıyoruz. İkna olmaya veya heyecanlanmaya niyeti olmayanları ikna edecek ya da heyecanlandıracak bir şey ise elimizde yok.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.